Yerüstünden Notlar
2012'nin yeni yazisi
Yaa ne guzel lan. Hazir kimse takip etmiyor iken burada rahat rahat sacmalayabilirim sanirim. Yarin spora gidecegim. Bugun Yalova'dan geldim. Ictim. Tekrar ictim. Ama yarin spora gidecegim icin sikinti yok. Sikinti olabilirdi ama yok. Baska ne yok mesela? Mutluluk.
Mutluluk ne ki lan? Istedigin, hayal ettigin bir seyi gerceklestirmek olabilir. Bu sekilde mutlu olabilir bir insan. Kucuk seyler hayal edip, basarinca mutlu olabilir mi insan acaba? Hani basarmak icin hayal etmissen. O zaman ufak bi piclik yapiliyor orada. Sanki mutlu olmak icin hile yapmis gibi. Biraz zor bir seyler secmek lazim. Sonra onu basarmak lazim ki efendi gibi, adam gibi mutlu olasin. Degil mi ama?
Sonra mesela sigarayi birakmak lazim. Ic ic ic nereye kadar amina koyayim ya? Yeter ya. Valla sinir stres oldum yakacagim simdi bi tane o olacak. Messi mesela. Ne bicim bi adam ya oyle o. Nasi top suruyor, nasil kosuyor. Halbuki senin benim gibi insan. Usain Bolt pici de oyle mesela. Ama o biraz farkli gibi.
Ya istiyorum ki mutlu olayim, huzurlu olayim. Odami falan temizleyeyim. C vitamini iceyim. Suda eriyenden. Suda eriteyim. C vitaminini.
Sikinti
Sıkılmaktan sıkıldım resmen amına koyim ya. Dün gece Usain Bolt'un 200 metredeki performansını izledim. Zürih'te Elmas Sikimsonik Oyunları çerçevesinde yarışan yarrak kafalı adam yine birinci oldu. Adam insan evladı gibi koşmuyor ki aga. Yetişmenin imkanı yok. Neyse. Onu izleyince biraz kendime geldim. Dedim ben ne yapıyorum abi ya? Napıyorum yani dedim. Bu ne ya dedim. Çocuk gibi kaç haftadır tatil yapıyorum dedim. Yeter dedim ya. Bi çıkayım koşayım falan dedim. Sonra inanılmaz üşendim. Birkaç gün sonra İstanbul'a döndüğümde çok değişik sporlar yapacağım. Valla ne bu ya? Otur otur otur otur. Arada yemek ye. Sonra tekrar otur otur otur. Öeh be kardeşim. Yeter yani. Televizyonu açıyorum doktorlar. Kapatıyorum doktorlar. resmen 2 ay içinde 3 kere baştan sonra gösterdiler. Gece 1'de açıyorum yine doktorlar. Olum hasta mısınız lan siz? Bilemiyorum bence hastasınız. Bu yazıyı da yakında tarihi eser kapsamına alınacak olan 6 senelik eski laptop'umdan gönderiyorum. Sanki çok matah bir şeymiş gibi. Yemin ediyorum dışarı çıkıp kaldırım taşı dövesim var. Böyle gölgelerin gücü adına sikesim var o taşları. Bilgisayardan çok ses çıkıyor başım ağrıdı biraz gidip doktorlar izleyeyim belki iyi gelir (:
Kedi
(2010'un onuncu yazısı'ndan devam)
başımın ağrısı konuşmamı bile etkiliyordu. doğru düzgün cümleler kurmaya ne kadar gayret etsem de "sıs lan göt karı, zırlama sıçarım bacağına" gibi ele avuca gelmez, kalitesiz sözler sarfetmekle kalmıyor, yıllar boyunca beraber yaşadığım kadına hakaret ediyordum. portakal soyup beraber yiyip, kabuklarını dişlerimize takarak birbirimizi güldürebilecek kadar samimiydik zamanında. ama şimdi... resmen karşımdaki kadını tanıyamıyordum. bir kedi gibi bana bakıyor, neredeyse mırlıyordu. utanmasa koltuğa tırnaklarını geçirip baştan aşağı sökecekti.
yanıma sokulmaya başladı. "pissst, hıssst" gibi şakayla karışık kovaladım onu ve kendime bir tek viski koyup şöminenin karşısında her zaman oturmaktan büyük keyif aldığım deri koltuğa oturdum. "ne oldu kızım bize?" diye sordum.
şöyle ufak bir bakış attı oturduğu yerden. gözleri dolar gibi oldu. şömine ateşinden gelen ışık gözlerindeki yaşları ele vermişti. bundan ufak da olsa bir mutluluk duyuyordum. bir kadını ağlatabilmek. ahh insanın içini kabartan, götünü kaldıran daha büyük bir şey olabilir mi? size değer veren birini ağlatmak, onu üzmek, kahretmek. yaşadığınızı dalağınızın damarlarına kadar hissedebilirsiniz.
başımın ağrısı konuşmamı bile etkiliyordu. doğru düzgün cümleler kurmaya ne kadar gayret etsem de "sıs lan göt karı, zırlama sıçarım bacağına" gibi ele avuca gelmez, kalitesiz sözler sarfetmekle kalmıyor, yıllar boyunca beraber yaşadığım kadına hakaret ediyordum. portakal soyup beraber yiyip, kabuklarını dişlerimize takarak birbirimizi güldürebilecek kadar samimiydik zamanında. ama şimdi... resmen karşımdaki kadını tanıyamıyordum. bir kedi gibi bana bakıyor, neredeyse mırlıyordu. utanmasa koltuğa tırnaklarını geçirip baştan aşağı sökecekti.
yanıma sokulmaya başladı. "pissst, hıssst" gibi şakayla karışık kovaladım onu ve kendime bir tek viski koyup şöminenin karşısında her zaman oturmaktan büyük keyif aldığım deri koltuğa oturdum. "ne oldu kızım bize?" diye sordum.
şöyle ufak bir bakış attı oturduğu yerden. gözleri dolar gibi oldu. şömine ateşinden gelen ışık gözlerindeki yaşları ele vermişti. bundan ufak da olsa bir mutluluk duyuyordum. bir kadını ağlatabilmek. ahh insanın içini kabartan, götünü kaldıran daha büyük bir şey olabilir mi? size değer veren birini ağlatmak, onu üzmek, kahretmek. yaşadığınızı dalağınızın damarlarına kadar hissedebilirsiniz.
2010'un onüçüncü yazısı
ya şey oldu lan, şimdi çok meşgulüm bu aralar, bir de böyle nazar fElan değmesin lakin hayatımda her şey çok eyi gidiyor. bundan dolayıdır ki buraya yazmıyorum, canım sıkkın falan olunca gelip yazıcam.
karnım aç lan. gideyim biraz daha uyuyim.
karnım aç lan. gideyim biraz daha uyuyim.
2010'un bilmemkaçıncı yazısı
ya ben 10'a kadar sayabiliyorum da skdjsklajdlka.
bugün çok acayip bir şey oldu lan. yani abi öyle pis şaşırdım ki olan olaya, şaşkınlığımı gizleyecek yer bulamadım resmen. götüme falan soktum. skdjlkaj yok lan müptelası değiliz amına koyayım, mağduriyetten soktum.
o kadar şaşırdığımı gören insan olsaydı onlar da çok şaşırırlardı. "aa bir insan nasıl bu kadar şaşırabilir" şeklinde. o zaman ben biraz kötü olabilirdim.
böyle insanların bana bakmasından çok rahatsız oluyorum sikini de hiç sevmiyorum arkadaş. hayatı boyunca low profile bir adam olmuşsun (slkajdklaj ingilizce'mi de konuştururum) ya kamil ne diyeceğimi unuttum. neyse sevmiyorum işte. skdjskla
sonra işte ben böyle şaşırınca birden amuda kalktım tamam mı? tamam.
hadi görüşürüz.
2010'un onuncu yazısı
(2010'un dokuzuncu yazısı'ndan devam)
ne kadar da güzel bir tatildi. kaldığımız o küçük motel, nevi şahsımıza münasır okuma biçimimizle birbirimize okuduğumuz ve anlamını bilmediğimiz o tuhaf fransızca şiirler, yatağımızın iki ucunda duran o güzel abajurlar, duvarda asılı duran nü. peki ya akşam yemeklerini yediğimiz o güzel kafeler? hani sen yemeklerini hiç beğnememiştin. suratını ekşitip, "ıyy bu ne be, peynirli doritos bile daha az ayak kokuyor" demiştin. sonra beraberce kahkahalar atmıştık. garson bize gelip "le chatelier prensibi"ni bilip bilmediğimizi sormuştu. "ne alaka lan kimya?" diye iç geçirmiştim. meğer adam bambaşka bir şey demişti. senin fransızca bilgin benimkinden iyidi. "eah siquerler" deyip mc donald's'a gitmiştik. güzel günler idi.
peki niye şimdi böyle olmuştuk? sen o fotografı yerden kaldırırken, ben senin kafana neden kütük fırlatmıştım? neydi beni bu kadar sinirlendiren, seni bana bu kadar düşman eden? şu an gerçekten başım çok ağrıyor. sanırım anılar sokuyor, hem de çok güzel anılar...
(devam edeceque)
2010'un dokuzuncu yazısı
kapıdan girdiği anda evin içinde deli gibi bağırmaya başlamıştı. "neredesin seni aşağılık pislik? bu yaptıklarını sana ödeteceğim!" şeklinde haykırarak evde beni arıyordu. salona girdiğinde bilgisayarımın başında olduğumu farketti ve tekrar bağırmaya başladı.
"sen kendini ne zannediyorsun ha?" dedi.
"ha mı?" dedim. "konuşma dilinde iyidi de, yazı diline aktarınca sence de biraz saçma değil mi?" diye sordum.
"laf kılıbıklığı yapma, bana bunu yapma hakkını nerden buluyorsun?" diye karşılık verdi.
"laf kabalığı yaptığımı da nerden çıkardın? sana dahil bu dünyadaki her insana her şeyi yapmaya hakkım var" dedim.
"laf gemisiyle peynir yiyemezsin aslanım" dedi ve ekledi "senin benim hayatıma hiçbir şekilde müdahale hakkın yok".
"lafını bil de konuş, sen hala benim kim olduğumu farkedememişsin!!" dedim.
"o laflar boy boy, seni siken atlı kovboy" dedi ve bu laf benim sinirlerimin tepeme çıkmasına yol açtı.
"benimle bu şekilde konuşamayacağını bilmiyor musun?" diye sordum. belden aşağı konuşmalardan oldum olası tiksinmişimdir. cevap vermedi ve birden ağlamaya başladı.
ahhh şu beyinsiz kadınlar, her köşeye sıkıştıklarında ağlamaya başlıyorlardı. hayatta en fazla tiksindiğim şeylerden biridir yakınımda bir kadının ağlaması. gidip ağzının üstüne iki tane vurasım gelir.
"neden ağlıyorsun ha? neden? bak beni de alıştırdın ha falan diyorum, aptal karı" diye sorup kafasına şöminemi yakmak için kullandığım odunlardan birini fırlattım. ne yazık ki ıskalamıştım. ağlarken birden kafasını yana çekmişti. lanet olası kadın, beni yine kandırmaya çalışmıştı.
ağlayarak beni yumuşatacağını sanıyor, benden af dileyeceği yerde, beni kendisinden özür diletmeye çalışıyordu. halbuki ben tüm bunları onun iyiliği, onun birtakım şeyleri anlaması için yapmıştım...
(devam edeceque)
2010'un sekizinci yazısı
bugün ben basketbol oynadım. çok da iyi oynadım. paslar falan attım, 3'lük soktum 2 tane. off çok fena mutlu oluyorum lan 3'lük atınca. atınca mutlu oluyorum da girse daha mutlu olucam lsahdlkhasf.
sonra böyle hayvan gibi terledim. köpek ölüsü gibi kokuyordum, vücudumdaki su oranı hayli düştü, kanım koyulaştı, hücrelerdeki osmotik basınç değişti (aksljdalskj burda düştü ya da yükseldi demek isterdim lakin unuttum [burda da unuttum diyerek daha önceden bildiğimi belirttim] su azalınca osmotik basınç artıyor muydu ne?) sonra işte böyle gözlerim falan kurudu, bi tanesi tam rebound alırken yere düştü falan acayip şeyler olmadı değil yani.
yarın sabah ders var amını sikeyim ya, ne çabuk geçti lan tatil, hiç bi sik anlamadım. tatilim de şahane geçti bu arada alskjdlaksjd, harbiden güzel geçtiğinden dolayıdır ki anlayamadım nasıl geçtiğini. kim gidicek lan sabahın 9 buçuğunda derse şimdi ya :/ şimdi değil aslında ljsadasfh
canım çok pis sıkılmış.
2010'un yedinci yazısı
yaşasınnnn, heyyooo bugün yurduma döndüm, yehhuu, odamı, yatağımı, dolabımı ve masamı özlemişim. bi de ampulümü özlemişim, ama patlak, olsun orda olduğunu bilmek bile bana güven veriyor. sonuçta eskiden yanıyordu, odamı, hayatımı aydınlatıyordu. derken bir gün söndü, içindeki teli koptu.
size biraz odamdaki eşyalardan bahsediyim. yatağım var. dolabım var - ama aynasız :( -, sonra bir tane de masam var, hem de bilgisayar masası, ama bilgisayarım yok saljdhaskfhal.
odada başka ne var diye hatırlamaya çalışıyorum, ımmm, aa şey vardı lan yerde kilim yok ehehe çok severim kilimi, olsaydı keşke :(
başka da bi sik yok odamda, neyini özlediysem amına koyim anlamadım ya :/ gelmese miydim ki lan?!
2010'un altıncı yazısı
yaşasınnnn, heyyooo yarın evime dönüyorum, yehhuu, odamı, yatağımı, dolabımı ve masamı özledim. bi de ampulümü özledim, ama patlak, olsun orda olduğunu bilmek bile bana güven veriyor. sonuçta eskiden yanıyordu, odamı, hayatımı aydınlatıyordu. derken bir gün söndü, içindeki teli koptu.
size biraz odamdaki eşyalardan bahsediyim. yatağım var. dolabım var - ama aynalı hee şş ;) -, sonra bir tane de masam var, hem de bilgisayar masası, ama bilgisayarım yok saljdhaskfhal.
odada başka ne var diye hatırlamaya çalışıyorum, ımmm, aa şey vardı lan yerde kilim vardı ehehe çok severim kilimimi.
başka da bi sik yok odamda, neyini özlediysem amına koyim anlamadım ya :/ gitmesem mi ki lan?!
2010'un beşinci şeysi
"...
ve aşk iki kez geldiğinde
ve iki kez yalan söylediğinde,
bir daha asla sevmemeye karar verdik
böylesi adilaneydi
bize ve aşkın kendisine
..."
ve aşk iki kez geldiğinde
ve iki kez yalan söylediğinde,
bir daha asla sevmemeye karar verdik
böylesi adilaneydi
bize ve aşkın kendisine
..."
bu dizeleri iyi okuyun lan, charles bukowski amcam yazmış, "aşkın bir kez uğraması"nda geçiyor sanırım, neyse işte, okuyun, anlayın, kanıksayın, yarın soru sorcam bununla ilgili. hadi bakıyim..
2010'un dördüncü yazısı
nabersiniz siz ya? hayır yani, nabersiniz?
iyyim ben de saolun warhol'un gençler. hala çaresiz misiniz? hala umutsuz durumda mısnız? hala mı burayı okumaktan başka işiniz gücünüz yok? hala mı bu sayfayı alfkajskdsafkj... neyse lan neyse, bugün size bir şeylerden bahsedeceğim. bahsetçem demediğimi farkettiniz mi? size sürekli sorular sormam yazının amına koyuyor değil mi? askfjasşf yine yaptım ya.
eveeeeeet geldik işte zurnanın zart dediği yere. zurnanın zart dediği yer neresidir derseniz de gidin haritadan bakın olm derim. yaparım bunu. evet, ocak'ın 20'si oldu, 20 gündür 2010'a damga vuracak herhangi bir olay olmadı.. olursa haber vericem ben size. öptüm sizi tatlışlar aslfhasljdhasjklfha
iyyim ben de saolun warhol'un gençler. hala çaresiz misiniz? hala umutsuz durumda mısnız? hala mı burayı okumaktan başka işiniz gücünüz yok? hala mı bu sayfayı alfkajskdsafkj... neyse lan neyse, bugün size bir şeylerden bahsedeceğim. bahsetçem demediğimi farkettiniz mi? size sürekli sorular sormam yazının amına koyuyor değil mi? askfjasşf yine yaptım ya.
eveeeeeet geldik işte zurnanın zart dediği yere. zurnanın zart dediği yer neresidir derseniz de gidin haritadan bakın olm derim. yaparım bunu. evet, ocak'ın 20'si oldu, 20 gündür 2010'a damga vuracak herhangi bir olay olmadı.. olursa haber vericem ben size. öptüm sizi tatlışlar aslfhasljdhasjklfha
2010'un zorunlu ve üçüncü yazısı
aranızdan bazı zeki arkadaşlar, yorumların benim tarafımdan denetlendikten sonra yayınlandığını bilmediğinden birtakım komiklikler yapmaya çalışmışlar, onlara bir şey diyeceğim, yapmayın. alsfjsalkdhslakfhskalf
"neden kendime adsız yorum gönderiyorum la ben" he mi?
"neden kendime adsız yorum gönderiyorum la ben" he mi?
2010'un ikinci yazısı
Evet arkadaşlar bu blogu okuyarak ne kadar gereksiz insanlar olduğunuzun farkındasınızdır umarım, bunun farkında olmayanların hemen farkına varmalarını istiyorum zira yazının gerisini okumaları için geride pek bir sebep kalmıyor. Bu gereksiz yazıyı okuyup da, "ben bu dünyaya çok şey kattım, ben iyi bir insanım, çevremdekiler beni çok sever, popülerim, millet bana tapınıyor" ayaklarına yatarsanız götümün kenarı ile gülerim size, bakın götümle bile gülmüyorum yani.
2010'un ilk ayını geride bırakmak üzereyiz. ahaahahha bok bırakmak üzereyiz daha ayın 16'sı lan, yarısı duruyor amına koyayım daha. hah şey dicem size bugün neler yaptığımdan bahsedicem, uzuuun uzun anlatıcam ve sizi hiç sıkmadan anlatıcam, sizin kadar gereksiz, sıkıcı insanları daha da sıkmak istemem zaten merak etmeyin ;)
az önce kalktım, kahvaltı yaptım şimdi de bu yazıyı yazdım. bugün de böyle geçti işte, ben kaçar aslkfhaslkdhsalkfsa olm kafadan sakat mısınız lan? hala bu yazıyı okuyan varsa takdir ediyorum kendisini, kapatın lan sayfayı ya da kapatmayın artık sık sık yazıcam, sık kullanılanlara eklerseniz iyi edersiniz :))))))))99
2010'un ilk ayını geride bırakmak üzereyiz. ahaahahha bok bırakmak üzereyiz daha ayın 16'sı lan, yarısı duruyor amına koyayım daha. hah şey dicem size bugün neler yaptığımdan bahsedicem, uzuuun uzun anlatıcam ve sizi hiç sıkmadan anlatıcam, sizin kadar gereksiz, sıkıcı insanları daha da sıkmak istemem zaten merak etmeyin ;)
az önce kalktım, kahvaltı yaptım şimdi de bu yazıyı yazdım. bugün de böyle geçti işte, ben kaçar aslkfhaslkdhsalkfsa olm kafadan sakat mısınız lan? hala bu yazıyı okuyan varsa takdir ediyorum kendisini, kapatın lan sayfayı ya da kapatmayın artık sık sık yazıcam, sık kullanılanlara eklerseniz iyi edersiniz :))))))))99
2010'un ilk yazısı
ulaan amına koyayım resmen bir senedir yazmıyormuşuz son yazı 2009'da ya ondan şeyaptım askldjalskhfasf.
alın lan bu da 2010'un ilk yazısıydı. umarız koca bir sene yine sik gibi, bomboş geçer.
alın lan bu da 2010'un ilk yazısıydı. umarız koca bir sene yine sik gibi, bomboş geçer.
Lazanya
biliyorum arkadaşlar müptelası oldunuz benim blog'un it gibi takip ediyorsunuz. farketmedim sanmayın lan, her şeyin farkındayım.
şimdi size annemin akşam yemeği için yapmış olduğu lazanya ile ilgili bir kaç bir şey anlatacağım. öncelikler üstleri kuru olmuştu, tuzu da az olmuştu, masa düzeni fena değildi ama yorgun görünüyordu bu yüzden kendisine puanım 4.
öğlen "akşama lazanya yapıcam" size dediğinde şok olmuştum, hayatımda ilk defa lazanya yiyecektim ve çok heyecanlıydım. ne yapacağımı bilemiyordum, elim ayağıma dolaşıyordu, kafam apış arama girip çıkıyordu, gözlerim fel fecir okuyordu, avuçiçlerim terliyordu, parmak arası terliklerim ayağımı acıtıyordu ve ben internetten lazanyanın nasıl bir yemek olduğunu araştırıyordum zira akşam aç kalıp kalmayacağıma karar verecektim.
akşam yemeği saati geldi, annem bizi sofraya çağırdı, çok güzel kokular geliyordu, ali de ata bakıyordu ve ben ilkokul öğrencisi ayarında cümleler kuruyordum. masaya oturmuştuk. tabaklarımıza ne geleceğini çok merak ediyordum. evdeki amerikanvari havayı iliklerime kadar hissediyordum. yemek tabağımıza geldi, aman allah'ım o nasıl bir şey, resmen tabağımda lazanya vardı, hani şu garfield'ın yemekten bıkmadığı yemek, hani şu friends'deki monica'nın çok güzel yaptığı yemek resmen tabağımdaydı.
bildiğin fırında makarna - kıymalı börek arası bir şey arkadaşlar, öyle çok abartılacak bir şey değil yani. ilk başta böyle hayvani bir beklenti oluyor insanda ama öyle bir şey değil. hani bu bugs bunny çizgi filmlerinde falan yiyecekler acayip güzel gözüküyor ya, onun gibi bir şey işte. normal bildiğin yemek lan. yedik bi güzel karnımız falan doydu oh mis...
şimdi size annemin akşam yemeği için yapmış olduğu lazanya ile ilgili bir kaç bir şey anlatacağım. öncelikler üstleri kuru olmuştu, tuzu da az olmuştu, masa düzeni fena değildi ama yorgun görünüyordu bu yüzden kendisine puanım 4.
öğlen "akşama lazanya yapıcam" size dediğinde şok olmuştum, hayatımda ilk defa lazanya yiyecektim ve çok heyecanlıydım. ne yapacağımı bilemiyordum, elim ayağıma dolaşıyordu, kafam apış arama girip çıkıyordu, gözlerim fel fecir okuyordu, avuçiçlerim terliyordu, parmak arası terliklerim ayağımı acıtıyordu ve ben internetten lazanyanın nasıl bir yemek olduğunu araştırıyordum zira akşam aç kalıp kalmayacağıma karar verecektim.
akşam yemeği saati geldi, annem bizi sofraya çağırdı, çok güzel kokular geliyordu, ali de ata bakıyordu ve ben ilkokul öğrencisi ayarında cümleler kuruyordum. masaya oturmuştuk. tabaklarımıza ne geleceğini çok merak ediyordum. evdeki amerikanvari havayı iliklerime kadar hissediyordum. yemek tabağımıza geldi, aman allah'ım o nasıl bir şey, resmen tabağımda lazanya vardı, hani şu garfield'ın yemekten bıkmadığı yemek, hani şu friends'deki monica'nın çok güzel yaptığı yemek resmen tabağımdaydı.
bildiğin fırında makarna - kıymalı börek arası bir şey arkadaşlar, öyle çok abartılacak bir şey değil yani. ilk başta böyle hayvani bir beklenti oluyor insanda ama öyle bir şey değil. hani bu bugs bunny çizgi filmlerinde falan yiyecekler acayip güzel gözüküyor ya, onun gibi bir şey işte. normal bildiğin yemek lan. yedik bi güzel karnımız falan doydu oh mis...
Bim'den Alışveriş Yapmaya Utanan İnsan
her türlü malın, en ucuzunu bulabileceğiniz bu güzide marketten, ihtiyacı olanı almaya utanan, "ay ben bu eziklerin bulunduğu ortamda bulunamam" diye düşünen, hayatında bir yudum le gazoz içmeye tenezzül etmemiş, burnu bir karış havada, götünden aforizma uyduran, her daim kendini bir bok zanneden değişik insan.
şimdi bir insan neden bimden alışveriş yapar? neden? tabii ki ucuz olduğu için ulan. kasiyerlerin kara kaşları, kara gözleri, çiçekli böcekli baş örtüleri için değil herhalde. ucuz demek, varoş demektir değil mi, amına koyduğum götü kalkık zengini seni. sen bim'den alışveriş yapmayacak kadar elitsin değil mi? senin o pahalı pabuçların, bim'in çamurlu, ucuz, yer döşemeleri için fazla gösterişli değil mi? al paranı da siktir git migros'a, yediğin kazıkları da eve gidince bütün çıkartıp, götüne sokarsın artık..
bim kadar güzel bir market var mı ya? le gazoz'un serinliğini başka hangi asitli içecekte bulabilirsin ki? yahu adamlar anasını sikmiş ortalığın, sen hala bik bik yapıyorsun orda. herifler 2477 mağaza açmış. türkçe - english internet sitesi açmış, sana en yakın 5 bim mağazasını bulman için oraya buton koymuş, gelsin bir de çıplak uzansın istiyorsan yatağına. sen hala bim'den alışveriş yapmaya utan. götüne koyduğum. siktir.
şimdi bir insan neden bimden alışveriş yapar? neden? tabii ki ucuz olduğu için ulan. kasiyerlerin kara kaşları, kara gözleri, çiçekli böcekli baş örtüleri için değil herhalde. ucuz demek, varoş demektir değil mi, amına koyduğum götü kalkık zengini seni. sen bim'den alışveriş yapmayacak kadar elitsin değil mi? senin o pahalı pabuçların, bim'in çamurlu, ucuz, yer döşemeleri için fazla gösterişli değil mi? al paranı da siktir git migros'a, yediğin kazıkları da eve gidince bütün çıkartıp, götüne sokarsın artık..
bim kadar güzel bir market var mı ya? le gazoz'un serinliğini başka hangi asitli içecekte bulabilirsin ki? yahu adamlar anasını sikmiş ortalığın, sen hala bik bik yapıyorsun orda. herifler 2477 mağaza açmış. türkçe - english internet sitesi açmış, sana en yakın 5 bim mağazasını bulman için oraya buton koymuş, gelsin bir de çıplak uzansın istiyorsan yatağına. sen hala bim'den alışveriş yapmaya utan. götüne koyduğum. siktir.
eskiden buralar böyle dutluktu
ya arkadaşlar biliyorum uzun süredir yazamıyorum size, aranızdan bir kaçı intihar falan etmiş onları da uyardım, yapmayın böyle. bakın gerçekten üzülüyorum halinize. yoğundum bir süredir, yazamıyordum, tatil falan olaylarına girmiştim, ama artık aranızdayım, kalan sağlar bizimdir lan!!
neyse işte kendinize zarar vermeyin diye, sırf size hayvani bir değer verdiğimden dolayı artık yazılarıma devam edeceğim. ahahahhaha nası da götünüz kalktı lan değil mi? kendim için yazıyorum lan ne sizin için yazacağım ahahhaha...
böyle işte. havalar serinlemeye başladı, yağmur falan yağdı istanbul'a geçen gün. valla mis gibi.
neyse işte kendinize zarar vermeyin diye, sırf size hayvani bir değer verdiğimden dolayı artık yazılarıma devam edeceğim. ahahahhaha nası da götünüz kalktı lan değil mi? kendim için yazıyorum lan ne sizin için yazacağım ahahhaha...
böyle işte. havalar serinlemeye başladı, yağmur falan yağdı istanbul'a geçen gün. valla mis gibi.
Hüzünlü Bir Ayrılık Hikayesi
gidişinin ardından tamı tamına 43.2 saniye geçmişti ki, eskiden senin eşyalarının bulunduğu eski, ahşap, mis kokulu dolabının önünde anlamsızca dikilmeye başlamıştım. uykusuzluktan göz pınarlarım kurumuştu. lan yoksa ağlamaktan mı kuruyordu bunlar. üzüntüden ne diyeceğimi bilemedim sevdiceğim. tam 52 saniyedir aralıksız resul balay'ın efsane eseri olan, yalnızların tek arkadaşı kerpiç kerpiç üstüne'yi dinliyorum.
biliyorum sen şimdi yoksun. ha siktir kapı çaldı. "sevdiceğim döndün mü lan yoksa?" diyerek kapıya koştum.
- ya süleyman, şarz aletim kalmış. versene şarzı. yenisi 3 lira. boşuna aldırma bana yenisini.
+ al sevdiceğim, al ve siktir git burdan bir daha da gelme. resul ile beni yalnız bırak. yalnızlığımda boğulmak istiyorum.
- ne dion be manyak?! ver şunu.
ya işte böyle sevdiceğim 2. gidişinin ardından tam 15 saniye geçmişti ve ben hala sensiz nasıl yaşadığımın farkına varmakla, nasıl intihar edeceğimi düşünmek arasında gidip gelen bir salıncak misali, anasının koynunda uyuyan bebek huzuruna nasıl ulaşabileceğimi düşünürken, cümlenin başını unuttum bebeğim. lütfen. artık siktirip git hayatımdan.
- süleyman ben hala burdayım. ayakkabımın bağcığı çözülmüş onu bağladım. hadi kendine iyi bak.
hay anasını sikeyim böyle işin sevdiceğim. bi terkedilmiş hüznü yaşatmadın. allah belanı versin emi
biliyorum sen şimdi yoksun. ha siktir kapı çaldı. "sevdiceğim döndün mü lan yoksa?" diyerek kapıya koştum.
- ya süleyman, şarz aletim kalmış. versene şarzı. yenisi 3 lira. boşuna aldırma bana yenisini.
+ al sevdiceğim, al ve siktir git burdan bir daha da gelme. resul ile beni yalnız bırak. yalnızlığımda boğulmak istiyorum.
- ne dion be manyak?! ver şunu.
ya işte böyle sevdiceğim 2. gidişinin ardından tam 15 saniye geçmişti ve ben hala sensiz nasıl yaşadığımın farkına varmakla, nasıl intihar edeceğimi düşünmek arasında gidip gelen bir salıncak misali, anasının koynunda uyuyan bebek huzuruna nasıl ulaşabileceğimi düşünürken, cümlenin başını unuttum bebeğim. lütfen. artık siktirip git hayatımdan.
- süleyman ben hala burdayım. ayakkabımın bağcığı çözülmüş onu bağladım. hadi kendine iyi bak.
hay anasını sikeyim böyle işin sevdiceğim. bi terkedilmiş hüznü yaşatmadın. allah belanı versin emi
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
